Müziğe Binip Bırakıp Gitmek
Bir müzik binip bulutlarına alıp sizi götürüverir geçmişe. Bir anda yüreğinizi geçmişin içinde duyduğunuz o pamuk daha sert yumuşak içine sığınılacak duyguya taşır. Bir melodi eskinin yaylısı ile bir başka…
Bir müzik binip bulutlarına alıp sizi götürüverir geçmişe. Bir anda yüreğinizi geçmişin içinde duyduğunuz o pamuk daha sert yumuşak içine sığınılacak duyguya taşır. Bir melodi eskinin yaylısı ile bir başka…
Masum içinde hiçbir şey barındırmayacak kadar masum bir soru. Aynı şekilde aynı sadelikte masum cevap. “Hayır.” Sesini duyuyor, artık korkmuyor. Hiç korkmayacak bundan sonra. Artık hiç yanlızlık duymayacak. Aç kalmayacak…
İnsan ne istediğini öyle pat diye söylemez, söyleyemez ayıp mayıp diye değil birden aklına daha iyisi gelebilir diye. Ama bazı düş gibi kitaplara baktığınızda sevilen diyelim yaşlanmamak, uçmak, zaman da…
“Zarar görmeyecek yerde değilim anılar hâlâ zehirli daha acıtıcı çok acı.” Şarkı bunu söylüyor tam da böyle. Zor yine de anıları özlemiş olmak. Özlemleri dile getirmek, yeniden hayata getirmek hatırlamak…
Alın yazısı, kader alın bolca, biraz kör talih, tüh be katın Lizbon sokaklarının Beyoğlu’nun arka dar sokakları benzeri çokça karanlık sokaklarında kadın sesi biraz sert biraz korsanımsı bir şarkı söylüyor…
Bir zıpla çoban yıldızına dokun. Ölü günler var, yanık geceler, tütsülenmiş akşamlar bir avuç diş kıran leblebi örneği seç. Yaralılar var ölmemiş yaşasa yaşadı denmez günler, ucu yanmış üstüne basılmış…
Mayıs çiçekleri vardır, mayıs böcekleri. Adamın ensesine kaçan, ağaçlardan saçlara olmadığında başlara musallat olanlar değil. Yaza az kalan zamanda yaz olmadan önceki son ilkbahar da açmış olan yaşayan yaza belki…
Kısık buğulu ses bir tabanca namlusu arkası, önü hazin. Korku evde kalmış, buğulu sese bir hayranlık, köşe de bir gölge döner gelirse orada bir bekleyen bile var. Önce saatin saniyeleri…
Böyle düşlememiştik. Çiçekler, böcekler, yıldızlara bakmalar. Sonrası? Geceler boyu biriktirilmiş yangınlar, üfle geçsin. Kum taneleri avucunda taşlar, boğazda bir hıçkırık saklanmış, acı gülümsemeler dudakta. Yağmur bile yüzünde bir titreme bakışlar…
Radyasyon alıyor. Kalp testi yaptırıyor. O zaman. “Bana biraz radyasyon verir misiniz?” “Biraz daha alabilir miyim lezzeti fena değilmiş”.”Makineye girmeye korkuyorum”. Sohbet, sıra bekliyorlar bir taraftan. “Eskiden 70 kilo çuvalı…