Bu Kadar
- “Çayır çimen bir yere uzanıp baharın içinde bir papatya bulup seviyor sevmiyor yakışır. Bir gece yarısı bir ıslığı tanıyıp, ışığı söndürmeden hem de perdeyi aralayıp kim diye bakmak bile…
- “Çayır çimen bir yere uzanıp baharın içinde bir papatya bulup seviyor sevmiyor yakışır. Bir gece yarısı bir ıslığı tanıyıp, ışığı söndürmeden hem de perdeyi aralayıp kim diye bakmak bile…
-“Kalk oğlum kalk sabah oldu”. Sabahın olduğunu annem söylerdi. Horoz yoktu, duymazdık belki de uzak bir yerlerde öttüğünden... Sıcak o sesi özlemişim... Yarım asır olmuş, bayram geliyor yine sabahlarını özlemişim.…
- “Bu memleketi içten yaşamak istediği şekilde yazdığı için yazarları, düşünenler, düşündüklerini söyleyenleri biz içeri tıkmışız hep. Rüyasını görmüş istemiş, istediğini yazmış, böyle daha güzel olur, bu şöyle olsa demiş…
Bir gürültü, uykusunun içinde sanarak devam etti uyumaya, değil. Gözlerini açtı, kapı çalıyordu gece bitmemişti, gözleri vakti gelmediğinden açılmıyordu. Gitti kapıyı açtı, içeri girdi bir telaş hep bir gün gelecek…
Bir şarkı tutturup, yağmur altında ıslanıp dolaşmak bütün istediği buydu. Sıkılmış ruhunu ıslatıp biraz gevşetebilir miydi? Acıların acıtmayanına ulaşabilir miydi? Yılların üstünden geçtiği demir yolu yalnızlığı parlar mıydı? Siyah beyaz…
- “ Çay içer misin?” Sordu. Gelip karşısına oturmuş, suratı sirke satıyordu. Sabahı iyi karşılamamış olduğu belliydi. Kafasına bir şeyler takılmış, yine sabahı sabah etmiş olabilir diye düşündü. Sormadı, artık…
Bir sigara yaktı. Işıkları açmadı. Perdeyi araladı, sokak ıssız uzaklarda kalmış şehrin sesleri dikkatli dinlediğinde duyuluyor. Dikkatle dinliyor sokağı, köşeden dönecek bir ayak sesi duyabilir mi? Öğleden sonra karşılaştığı eski…
Oturuyorlardı. Sohbete daha başlamamışlardı, gölün sakinleri uyansalar da sabahın serinliğinde yaygaraya henüz başlamamışlardı. Kargalar kahvaltılarını etmemişlerdi. Öyle bir zamandı. Serindi. Yazdan kalmaydı gün ama sabahları serin oluyordu. - “Dün yan…
Bir taraftan yemek yapıyordu, laflıyorduk, bir şeyleri konuşuyorduk. Hava alabildiğince kararmış bir öğleden sonrayı yaşıyorduk laf kalabalığında. Mutfak tezgahının üstünde elleri bayağı seri çalışıyordu. Benle ölçülünce diyelim başka birileriyle yarıştırmak…
“ -Kazıklanmış olabilir miyim?” “ -Hayallerimin bana oynadığı bir oyun olarak kalacak mı?” “ - Rüya değildi eminim?” Bütün gece bu soruları bağırıp durdu. Arada bir denk gelmemesi gereken yerleri…